Makaleler

Sosyal Medya Saçmalığı

19 Mayıs 2012

buddy-media-social-marketing

Dikkat! + 18 

Bir yıldır gittiğim her konferansta ve eğitimde anlatıyorum. “Değişim körlüğü ve Sosyal Medya” üzerine konuşmalar yapıyorum. Olay iyice saçma sapan bir hal almaya başladı. Sosyal medyanın hala bir tabana oturmadığını, pazarlama iletişiminde sadece bir araç olduğunu anlatıyorum da anlatıyorum. Maalesef balon iyice şişiriliyor. Şimdilerde içine helyum da basıyorlar. Havalandı balon. Atmosfer dışında patlayacak. Yeryüzüne dönemeyecek, kimsenin haberi yok! Herşeyin bokunu çıkaran insanoğlu bu verimli olabilecek alanın da bokunu çıkarmaya devam ediyor.

En son General Motors (GM) on milyon dolarlık Facebook reklam bütçesini durdurdu da firmalar bir “Ne oluyor yeaa?” dediler. Öncesinde her şey güllük gülistanlık.

Eşinden, dostundan, kızından, oğlundan sosyal medyayı duyan dinazor firma yöneticileri kör topal, sağdan soldan danışman bularak işi yine kendi akıllarınca (eski zihniyetleri) ile çözmeye çalıştılar. Sosyal medya uzmanları pörtledi. Ajanslar ne olduğunu anlamadan sosyal medyacı oldular. Firmalar talep ediyor ya. Nihayetinde ortada rakamlar var. Markalar mutlaka sosyal medyada olmalılar. Bir kısmı “Geç kaldık. Mutlaka burada olmamız lazım!” derken, diğer bir kısmı da işi sadece “Facebook, Twitter” bellediler.  Kimin ne idüğü belli değil.

Aferin! Devam edin! Siz işi sadece Facebook, Twitter zannedin. Yukarıdaki resme tıklayınca büyütün bakalım. Bu yukarıdakilerin hepsini stratejisiz bir şekilde nasıl çözeceksiniz onu düşünün. Bakın kategorize edilmiş her bir mecra. Hangisinin ne işe yaradığını iyice içinize sindirin.  Hepsini mevcut kafalarınızla pazarlama süreçlerinizin içine dahil etmeye çalışın. Yöneticilerinizi harekete geçirin.

Sonra da uygulamaya koyulun kendi içinizde. Haydi ne duruyorsunuz? Sağdan soldan ajans bulun. Danışman çağırın. Harekete geçirin pazarlama departmanlarınızı. Şöyle iyice bir kazıklanın sağdan soldan.

Üzülmeyin ama. Hak ediyorsunuz çünkü!

Şu anda sosyal medyaya elini atmış, bir ajansla çalışan, bu konuda danışmanlık alan bütün kurumlar! Soruyorum size? Hala emin değilsiniz değil mi? Olay çok da tatmin edici gelmiyor ama herkes orada diye siz de oyundan çıkamıyorsunuz değil mi? Durun size bir gerçeği söyleyeyim. Bu konuda hakiki manada size fayda sağlayabilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor ey ahali. Onları da bulduğunuzda siz yitiriyorsunuz. Peki bu adamları nasıl mı tanırsınız?

Bir Erzurum atasözü der ki;  ”Tohiram hali, çıhmir yuhari.” –  Yani Türkçesi işten anlamayana iş yaparsan emeğe saygı bekleme. Bu adamlar size kazanla geliyorlar, siz onları kaşıklarla karşılıyorsunuz.

Aşağıdaki yazıları önce bir okuyun ki dimağınız bu konuda biraz daha genişlesin. Ondan sonra sosyal medya, dijital pazarlama felan konuşalım. Ama ondan önce karşıma çıkan her firmanın, markanın canını acıtırım ona göre.

Vesselam!

http://www.ercument.org/2012/04/27/sosyal-medya-iletisimi-ne-degildir/

http://salihseckinsevinc.com/post/13841800559/like-edilmek-yada-edilebilmek-iste-butun-mesele

http://sosyalmedyanedir.net/2011/12/27/firmalarin-sosyal-medya-hakkinda-yanildiklari-10-sey/


Utility Marketing Üzerine

26 Nisan 2012

uygulama-pazarlamaUygulama Pazarlama“sı denen şey fikir olarak aslında ticaretin başladığı ilk günden itibaren hep var olmuş ama ismen bir kategoriye oturması herhalde akıllı telefonlar içilen üretilen programların kategorik isimlerinin “Uygulama – Application” olması ile daha çok anlam bulmuştur.

Firmaların pazarlama iletişim stratejileri ile paralel olarak bizlere sağladıkları ana hizmetlerinin dışındaki ürün ve hizmetleri bu bağlamda  düşünebiliriz. Yine de bütün bu pazarlama gereçleri bundan 5 yıl öncesine kadar fiziki ve elle tutulur şeylerdi.  Örn: Michelin Guide, Pirelli Takvimi, Yol Haritaları, Bronzlaşma Rehberleri v.b. Bütün  bunların isimleri de basılı tanıtım materyalleriydi.  Markaların insanlarla uzun vadeli iletişim kurabilmek için oluşturduğu esas alanlarının dışında farklı bir ihtiyacı karşılayan ürünler; yani uygulamalar.

Yeni Pazarlama İletişimi

Firmaların insanlara faydalı araçlar sunarak markalarına karşı sempatilerini arttırma ve iletişimi farklı bir fayda düzleminde yürütmeleri aslında bir çeşit endirek pazarlama stratejisidir ve oldukça etkilidir. Doğrudan pazarlama ile kısıtlı alan ve zaman içerisinde ürün/markanızı ne kadar farklı anlatırsanız anlatın, nihayetinde “Bu iyidir, bunu alın!” demek zorunda kalırsınız. Mesajınızı alan kişi “İyi de banane!” dese bile siz reklam veren olarak  bunu asla duyamazsınız.

Günümüzde sosyal medya kavramı  ile birlikte bu kısıtlı ve arızalı iletişim (çünkü iletişim tek taraflı olamaz) ortadan kalkmaktadır. Teknoloji  biz pazarlamacıları İnternet çağının 2. devriminden (Web 2.0)  sonra yeni bir noktaya getirmiştir: Gerçeküstü İnteraktif İletişim (Abstract Interactive Communication)

Bu iletişimin sağlığı üzerine elbette tartışılır ama şu bir gerçektir; Her geçen gün artan dünya nüfusu içerisinde insanlar teknolojinin nimetleri içerisinde bilgi ve iletişimle olağanüstü bir halde yoğrulup sonunda kendi benliklerine zaman ayırmak istemektedirler. Hazmedebilmek için…

Uygulama Pazarlama Nedir?

Doğrusu sosyal medya ve sonrasında “Utility Marketing – Uygulama Pazarlama” endirek pazarlama iletişiminin araçları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Peki yeni tanımı ile Uygulama Pazarlama nedir? Bir konferans sonrası bana soru soran bir öğrenciye şöyle bir tanım yapmıştım. “Markaların kendi pazarlama iletişim stratejileri ile paralalel olacak şekilde, gerçek ürün ve hizmetleri hakkında doğrudan mesaj vermeden farklı servisleri insanlara fayda sağlar halde sunmasıdır.

Konuyu biraz daha güncele ve  yeryüzüne indirirsek bu işin içine teknolojiyi de katarak; pragmatik olarak akıllı telefonların yükselişi ile birlikte kurumların ücretli ya da ücretsiz olarak oluşturdukları uygulamalar-aplikasyonlardır diyebiliriz.

Yapılan araştırmalara göre 2012′nin ilk çeyreğinde mobilde Android yazılım talebinin %35, iPhone ve iPad yazılım talebinin %27, Blackberry %14 ve Windows Mobile’ın %9 oranında arttığı izlenmektedir.  Dolayısı ile bu duruma uyanan kurumların sadece kendi firma, web sitesi, ürünleri hakkındaki uygulamaları geliştirmeleri dışında farklı uygulamaları da piyasaya sürdükleri görülmüştür. Çünkü “Utility Marketing” ürünleri uzun raf ömrüne sahiptirler, kampanyaların ötesindedirler, yıllarca sürüdürülebilirler, insanların beklentilerine hitap ederler ve her türlü reklam çalışmasından daha canlıdırlar.

Örnekler

Bir iki örnek ile konuyu daha da netleştirelim.  Nike GPS uygulaması ile insanların koşu, yürüyüş performanslarını GPS ile takip ediyor ve  herkese ürünlerinin dışında olağanüstü bir deneyim sunuyor.  ”Spor ve performans” kategorilerini tüketicinin zihninde sahipleniyor. Aynı şekilde Lufthansa havayolları Anywake ile her gün farklı bir şehrin sesi ile uyanmanızı sağlayacak “Alarm Saati” uygulamasında, sizlere sesleri doğru tahmin etmeniz halinde indirimli uçak biletleri sunuyor. Charmin tuvalet kağıtları Sitorsquat uygulaması ile sizlere  etrafınızdaki tuvaletleri bulmanızı ve bu tuvaletleri yorumlamanızı, derecelendirmenize olanak tanıyor. Kendisi ise marka olarak her zaman eğlenceli bir tuvalet deneyimi sunmuş oluyor. Klasik Michelin Rehberi‘nin de artık bir  iPhone uygulaması olduğunu söylememize gerek var mı?

Sanıyorum biraz daha anlaşıldı. Aklıma şu anda gelen bir iki örneği de hemen vereyim; denemesi bedava!  Bir mimarlık firmasının iPhone üzerinde kendi kurumsal görselleri ile desteklenmiş olarak “Cetvel” uygulaması yapması ya da bir lastik üreticisi firmanın tüm lastik çeşitleri için ön/arka hangi basınçta hava basılacağının uygulamasını yapması veya bir mobilya firmasının evlerin dekorasyonu konusunda fonksiyonel ve faydalı bilgileri bir rehber uygulaması olarak insanlara sunması…

Dünyada firmalar yavaş yavaş yerlerini almaya başladılar. Türkiye’de henüz tam manasıyla anlaşılmış değil. Pazarda ilk olanlar uzun vadede kazanacaklar. Utility Marketing kavramını ilerleyen zamanlarda daha çok işiteceğiz.


Paylaş:
  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • StumbleUpon
  • Digg
  • Reddit
1 Yorum »

Greenpeace Akdeniz ve Düşündürdükleri

26 Mart 2012

greenpeace01

Uluslararası düzeyde Sosyal Medya alanında etkin şekilde faaliyet gösteren kuruluşlardan birisi kuşkusuz Greenpeace. Ülkemizde Greenpeace Akdeniz adlı facebook sayfaları ile bugünlerde yaklaşık 368.000 destekçeleri ile iletişim halindeler.

Geçen sene gerçekleştirdikleri “Seninki kaç santim?” adlı kampanyayı hatırlayanlarınız vardır.

Bu düzeyde bir kampanyaları yönetebilmek kuşkusuz ciddi bir tecrübe, etkili bir iletişim ağı ve birikim istemekte.

Web ortamı kampanyaların oluşturulabilmesi ve genişletilebilmesi için sivil toplum kuruluşları açısından geçmişe göre nispeten düşük maliyetli fırsatlar yaratmakta. Bu imkanları etkili bir şekilde kullanabilmek ise ciddi bir adanmışlık ve tecrübe gerektiriyor. Bunun sırlarından biri sivil toplum örgütlerinin Üniversiteler ile daha etkili işbirliği yapabilmelerinde yatıyor. Greenpeace bu imkanı tüm dünya da etkili biçimde kullanan bir örgüt. Halen bir çok sivil toplum örgütünün bu gücü ve sosyal medyanın imkanlarını çoğunlukla etkili olarak kullanamadıkları bariz biçimde görülmekte.

Başlangıç olarak Sivil toplum Örgütünün iletişim stratejisini uzun dönemli olarak planlanması gerekiyor. Sonra bu planın amaca ve hedeflere uygun biçimde parçalara ayrılması aşamasına geçilmekte.Parçaların herbiri için kullanılacak iletişim dilinin ve mesajların “eksik veya fazla olmadan ve tartışmalara katkıda bulunacak biçimde” düzenli olarak işlenmesi gerekli. Bir açıdan bu süreç sivil toplum örgütü için mükemmel bir öğrenme süreci. Aynı zamanda iş ve kaynak yönetimi ve kullanımına yönelik bir canlı eğitim.

Bu aşamada bir annenin çocuğu için gösterdiği özene ve bir reklam ajansının profesyonelliğinin eklemlenmesi de diyebiliriz. Bu kuşkusuz en çok istenen şey. Böyle hisseden ve bir ekibi oluşturabilmek sivil toplum örgütü yöneticilerinin önceliği olmalıdır.

Son dönemde GDO’lu ürünler meselesini gündemine alan Greenpeace “Yemezler” adlı kampanyası ile yine 223.000 destekçiye ulaşabilmiş durumda. Mikro sitede konu hakkında kendilerinin bakış açılarını yansıtan bir video’ya ulaşabiliyor.

YouTube Preview Image

GDO hakkında bazı temel bilgilere erişebiliyor ve son olarak oluşturulan formu imzalayarak kendilerine destek verebiliyorsunuz. Amaca uygun bir rozet “badge” edindirme mantığı ile birlikte harmanlanmış bu iletişim yöntemi size alabileceğiniz ürünler sunuyor.

Bu ürünleri edinme isteği uyandırıyor. Aynı zamanda iyi tasarlanmış bir mesajı barındırıyor. Böylelikle destekçiler ayaklı panolar ve mesajı yayan unsurlara dönüşüyor. Özetle kampanyanın sürdürülebilirliği açısından üç temel noktayı tamamlıyor.

Bireyler olarak hassasiyet gösterdiğimiz hemen her konuda kendimizi ifade edebilmek için “Sivil toplumu ve etkilerini yeniden anlamak ve sivil toplum örgütlerinde daha etkin biçimde destek vermek hatta yapılarını geliştirerek yenilemek” durumundayız.


Dünya’da Sosyal Marka Olmanın 9 Faktörü

14 Mart 2012


Sosyal medya sadece bir mecra değil ve mesajın kendisinden daha fazlası anlamına geliyor.

Dünya çapında markalar, ortalama markalara oranla daha çok özgün içerik yaratıyor. %45’i sadece sosyal medya amacıyla içerik üretiyor. Dünya çapında markalar, mecranın kendilerini sosyalleştirmesini beklemeden aksiyon alır.

Markalarını harekete geçirin ! Küresel markalar sosyal medya aracılığıyla deneyler yapmanın çok ötesine geçtiler. Örneğin %44’ü mobile dahil oluyor, %43’ü ‘’check-in’2 aplikasyonlarına dahil oluyor, %41’i yakın pazarlama yapıyor ve %40’ı YouTube’da kendi markaları için kanal açıyorlar.

Entegre olun, yoksa sahneden silinirsiniz ! Dünya çapındaki kurumlar, tüm sosyal ve geleneksel kanalları tutarlı kullanıyor. Basılı ve görsel mecralarda mesajlarına sosyal medya unsurunu daha fazla katıyorlar.

Sosyalleşmeyi merkeze alın ! Dünya çapındaki markaların %61’i sosyal medya stratejisi ya da yöneticisine sahip; tüm küresel markalar içinde oran %41. Sosyal medya etkinliklerini merkeze almak şart.

Konuştuğunuzdan daha fazla dinleyin !  Dünya çapındaki her iki markadan biri, marka hayranlarının önerileri doğrultusunda ürün ya da hizmetlerinde değişiklik yaptı. Hayranlarının düşüncelerini hikayelerine entegre etti.

Anlamlı ilişki önemli ! Dünya çapındaki markalar, diğer markalar oranla sosyal medya etkinliklerini ölçerken katkı sağlayanları dikkate alıyor. Katkıda bulunan işbirlikçiler, anahtar ölçüt olarak dünya çapındaki şirketlerin 1 numarasındayken, diğerleri 6.sıraya koyuyorlar.

Küresel düşünün ! Marka yöneticileri küresel erişim odaklı olanlar ve küresel erişim odağından uzakta olanlar diye ayrılıyor. Küreselleşmek, bilinirlik demek.

İçeri girmek için dışarı çıkın ! Markaların sosyal performansını ölçmek ve geliştirmek için dünya çapındaki şirketler, diğer küresel şirketlerin neredeyse iki katı oranında dış desteklerle işbirliği yapıyor.

Gözünüz açık olsun ! Markalar diken üstündeler, Wikileaks ortaya çıktığından beri tetikteler. %58’i gizlilik ihalelerinden endişeleniyorlar. Bu ortamda sosyal marka entegrasyonunu korumak için daha fazla çaba gerekecek.

 

 

Not : Makale çevirisi ‘The Brandage Ocak 2012 ‘’ sayısında yer almıştır.

Ayrıntı ve İngilizce metin için : http://blog.ethosinteract.com


Twitter’da yapmamanız gereken 10 şey

25 Şubat 2012


Twitter keyifli ve farklı bir dünya. Facebook alışkanlıklarımızdan çok farklı olan, 140 karakter ile sınırlandırılmış ve bizden farklı içerikler bekleyen bir sosyal ağ.  Nasıl bir kullanım sizi değerli kılmaz, insanları nasıl bunaltırsınız subjektif olarak birkaç maddede belirtmek istedim.

Bilge olmayın : Twitter’da her şeyden bir şey bilen haliniz ile bilge kesilmeyin. Birkaç konuda ahkam kesmek absürd değildir fakat birçok konuda gereksiz yorumlar ile kendinizi  kasmanız gülünç durum oluşturacaktır.  Lipton’un her şeyi bilen kadın moduna girmenizin getirisi değil götürüsü olacaktır.

Gereksiz Twit Atmayın : Her şeyiniz insanları ilgilendirmez. Gün içinde üst üste kişisel twitler girerek, ne kendinizi yorun, ne de takipçilerinizi.  Okula geldim, ders sıkıcı, off metrobüs dolu, koltuk boş yaşasın … Kişisel paylaşım yapmak doğaldır fakat bu kadar değil.  Bu içeriklerde takip eden hiçbir şey bulamaz, tek bulduğu şey koskoca ‘’Banane’’ olur ! Açık açık unfollow edilirsiniz.

Klasik sorular anlamsızdır : Herkesin sıklıkla yapmaya çalıştığı, yüzyıllardır cevapları bulunamayan sorular sormayın. Bazen 140 karakterlik bir dünya olduğunu unutup, cevabı sayfalar olan, hala net cevapları olmayan soruları insanlara sormanın amacı ne olabilir ki ?

Kahveye çevirmeyin : Mention olayını asla abartmayın. Sizi ve mention attığınız kişiyi takip edenlerinde timeline’ı sürekli ikili muhabbetlerle kirletmek hoş bir görüntü oluşturmamaktır. Çok farklı insanlar ile iletişim dışında yakın arkadaşlarınız ile bunu sürekli hale getirmeyin. 1-2 mention sonrası kesinlikle farklı bir şekilde devam edin. DM ile muhabbetinizi devam ettirmek en doğrusu.

Yazışmalar farklı algılanır : Yazışmalarınızda kesinlikle bir şey ifade ederken, riskli ve yanlış anlaşılacak cümlelerde ” :) ” kullanın. Bazen sizin hiçbir kötülük düşünmeden yazdığınız twitler çok farklı anlaşılmakta ve farklı tepkilere yola açmaktadır.

Kasmayın : Twitter’ın en akıcı kullanımı kendinizi kasmamanız. İyi bir twitter kullanıcısı olmaya çalışın, RT almaya değil ! Siz zaten üreten, kasmayan bir yapıda olduktan sonra talep görmemeniz imkansızdır.

Sözleri abartmayın : Alıntı sözler derdinizi anlatmak için elbette çok önemlidir fakat gün içinde çok fazla paylaşmayın. Bir dönem Facebook’un en fazla ‘’Like’’ alan edebiyat sayfalarını Twitter’a taşımak pek de anlamlı bir şey olmaz.

Herkese bir cevabınız olmasın : Sıkça rastladığım bir durum bu. Bir kişi bir şey yazar, bir diğeri her yazılana bir ‘’mention’’ atar. Herkese, her paylaşılan bir şeyi tamamlayıcı ‘’mention’’ atmak zorunda değilsiniz, bu hem yanlış bir kullanım hem de mentionlaşmaya kapılmanız için bir tuzak !

Üst üste bir şeyler yazmayın : Twitter’da yapılan büyük yanlışlardan birisi de bu. Aklınızdaki düşünceyi parça parça twitler ile 7-8 twit atarak girmeyin. Böyle durumlarda kendi bloğunuza geçip, tek bir twit ile söylemek istediklerinizi okutmanız mümkün.

Dikkat RT çıkabilir  : İnsanlar takip ettiği kişilerin yazdıklarını daha sık görmek ister. Bazen ‘’RT’’ olayını abartmamak gerek. Çok fazla beğendiğimiz şeyler elbette olabilir fakat aynı anda 10 kişiyi RT etmek iyi bir sonuç olmayacaktır.


Sosyal Medyada Bir Farklısın

23 Şubat 2012

Geciktirdiği evraklar yüzünden bir gün iş arkadaşımı telefonda azarlamıştım. Soluğu odamda alan arkadaşım “Telefonda sana bir efelik geliyor. Yüzümü görmediğin için herhalde” demişti. “Ne ilgisi var canım?” deyip kabul etmesem de haklıydı aslında; yüzünü görseydim o kadar efelenemezdim doğrusu.

“Eeee ne alaka?” dediğinizi duyar gibiyim. Söyleyeyim: Bir süredir Facebookta bir tanıdığımın paylaşımları dikkatimi çekiyor. Kendi halinde, sessiz, sakin hatta içine kapanık bile diyebileceğimiz biriydi. N’oldu da şimdi kişiliğine bu kadar ters paylaşımlar yapıyor anlamıyorum doğrusu. “Paylaşımlarına baktığımızda hayretlere düştüğümüzü görseydi buna devam eder miydi acaba?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.  Algıda seçicilik mi yoksa tesadüf mü bilmem; son günlerde etrafımdaki bir çok kişi de bazı tanıdıklarının normal hayatlarında mazbut biriyken sanal alemde inanılmayacak kadar değiştiklerinden bahsediyor.

Bir çoğumuz Sosyal Medya’da “Fake Hesaplarla” karşılaşmışızdır. Sahte isimler, sahte cinsiyetler, sahte meslekler… Peki ya sahte kişilikler? Özgüveni olmayan, doğrudan kendini ifade edemeyen ya da çeşitli baskılardan dolayı içine kapananların bir çoğu bastırdıkları duygularını sanal alemde hiç çekinmeden açığa vuruyor ve bu duygu patlaması bazen beklenmedik sonuçlar doğurabiliyor. Sosyal medyanın sınırsızlığı içinde özgürlük duygusuyla bambaşka bir dünya kuranlar uzmanları endişelendirmekle kalmıyor bazı uzmanların Sosyal Ağların zararlı olduğu düşüncesine kapılmalarına neden oluyor. Böyle düşünen uzmanların etkisinden kalanlar ise Sosyal Medyanın amacını ve faydasını kavramakta zorluk çekiyor.

Eminim hepimizi şaşırtan, “Bir yanlışlık mı var?” dedirten paylaşımlarda bulunanlar olmuştur. Gerçek ve sanal dünyada birbirinden farklı kişiliklerin hangisi gerçek hangisi değil bunu anlamak biraz zor. Hani Facebook arkadaş önerisinde bulunuyor ya “Tanıyor olabileceğiniz kişiler” diye buna karşılık ben de soruyorum size “O kişileri tanıdığınıza ama gerçekten tanıdığınıza emin misiniz?


Sosyal CRM ve Hukuk

20 Şubat 2012

 

Hali hazırda çalıştığım projemiz sosyal medya ajansı Papillon’da Sosyal CRM ve Online İtibar Yönetimi konusunda kendimi geliştirme şansı buluyorum. Aynı zamanda Bilişim Hukuku ile ilgilenen bir hukuk öğrencisi olarak hizmet verdiğimiz ve vereceğimiz markaların sosyal mecralarda müşteri şikayetleri hakkında soru işaretleri sebebiyle yazıyorum bu yazıyı.

Sosyal Medya’daki Fırsat-Tehdit:

Sosyal medya, özellikle “Facebook ve Twitter”, dilin kemiği olmadığını bir kez daha gösterdi hem tüketicilere hem markalara. Markanızın iştahını kabartan müşteri ve müşteri adayları bu mecralarda altın değerinde. Ancak bu kişilerin ürün ve hizmetlerinize yapacakları eleştirilerin getirdiği riski iyi yönetemezseniz, bu mecralardaki büyük fırsat sizin için büyük bir tehdite dönüşür.

Sıkça Sorulan Soru:

Bu noktada marka temsilcilerinden sıkça duyduğumuz sorular: “Olumsuz yorum gelirse ne olacak?Böyle durumlarda ne yapıyorsunuz?” Sorusuna cevap oluyor Sosyal CRM ve hukuk. Cevabımız; sakin olun ve aşağıda yazacaklarımı okuyun.

Hukuki açıdan bilmelisiniz ki:

Müşterilerinizin ürün ve hizmetinizden memnun kalmama ve bu memnuniyetsizliğini dile getirme hakkı bir anayasal haktır ve TC. Anayasası’nın temel hak ve özgürlüklerinden “düşünce ve kanaat özgürlüğü” kapsamındadır. Müşterilerinizin olumsuz eleştirilerine karşı bir hukuki dayanak ileri süremezsiniz.

Bu olumsuzluğun önüne geçmek için sosyal medyada çözüm önerim sosyal CRM;

Kesinlikle sosyal medyada yer almak istiyorsanız, bunlardan kaçmamalısınız. Şeffaf, anlayışlı, müşteri ve çözüm odaklı olmalısınız. Eğer yaklaşım tarzınız bu olursa, hem olumsuz düşünen müşterinizi hem de olumsuz düşüncelerini aktaracağı aday müşterilerinizi kazanmış olursunuz.

Hangi hukuki kural:

Ancak; bazen öyle geri bildirimler gelir ki, burada müşteriniz markanıza aleyhe ticari itibarınızı zedeleyici ve haksız yorumlarda bulunur. Böyle bir durumda sosyal medyada markanıza yapılan saldırının özelliğine göre farklı hukuki imkanlarınız mevcuttur.

1.     Meşru Müdafaa: Eğer firmanıza yöneltilen bu saldırıyı “ihtiyati tedbir yoluyla saldırının önlenmesi” gibi bir yolla derhal önlemeniz mümkün değilse, saldırıyı yapan kişinin “yalan beyanda bulunduğunu”, bu kişiler gazetecilik mesleğine dayanarak yanıltıcı beyanda bulunuyorsa kişilerin “mesleki ahlak ve şereften uzak olduğunu” belirten, haksız saldırıya karşı ölçülü karşı beyanda bulunabilirsiniz.

2.     Hukuk Davaları: Eğer firmanıza yöneltilen bu saldırı kişilik haklarınıza zarar veriyorsa Medeni Kanun madde 24’e –kişiliğin korunması- gidebilirsiniz. “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

Bu durumda davacı;

a.     Saldırının önlenmesi,

b.    Sürmekte olan saldırının sona erdirilmesi,

c.     Sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti,

d.    Düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması,

e.     Maddi ve Manevi Tazminat,

f.      Eğer saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan bir kazanç varsa vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesini,

İsteyebilir.

Önerim:

Olumsuz eleştirilerden kaçmak mı, kalıp onlarla barışçıl ve hukuki yollarda çalışmak mı? Kesinlikle kalın ve sosyal ağların fırsatlarından yararlanın. Olumsuz eleştiriye uzak kalıp internette barınmasına izin vermek üç maymunu oynamak demektir. Sosyal medyada yer alın ve kazanın.


Etiketler: , ,
Kategoriler: Makaleler

Sosyal Medya Nedir Ailesine Sıcak Bir Merhaba

08 Şubat 2012

sosyal-medya-merdivenler

Sosyal Medya bizleri değiştiriyor, hatta dönüştürüyor. Bu dönüşümü kavramak için üzerinde birlikte çalışmamız lazım.

Bilimsel olarak tespit edilen gerçekler, istatistikler elbette bir şeyler ifade ediyor. Ancak daha önemli bir şey var;  istatistikler ve bilimsel çalışmalar sosyal varlıklar olarak bizlere hayatımızla ilgili  neler söylüyor? Sivil Toplumun parçaları olarak elimizde  artık organizasyon ve erişim yeteneklerimizi inanılmaz derecede arttıran ve bize yeni ufuklar açan bir mecra var.

Deprem gibi doğal afetlerden sosyal haklara, eğitimden, spor federasyonlarına ve meslek odalarına amiyane tabiri ile “Kanarya Sevenler Derneğine” varana kadar ortak sorunları sıkıntıları, zevkleri, amaç ve ilkeleri olan her sivil toplum oluşumu ve gelişimi için inanılmaz bir alan.

Yazılarımda “Sosyal Medya” ve onun “Klasik Medya“, toplum ve özellikle sivil toplum örgütleri üzerindeki etkisine merak duyan biri olarak sizlere bu bağlamda yaşanan ülkemizde ve bu işin öncüsü olan batı toplumlarında meydana gelen son gelişmeleri aktarmaya çalışacağım. Bazen bu alanda yapacağım röportajlara da yer vereceğim.

Sosyal medya ile uğraşan biri olarak biraz girift meseleye el attığımın farkındayım. Ancak bu ülkenin gelişmesine katkı sağlayacak bu tartışma ortamının artık canlanması gerektiğine inanıyorum. “Sivil Toplum & Sosyal Medya” tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ayrılmaz bir ikili olmak durumunda.

Sivil toplum kuruluşları neden sosyal medyayı son derece etkin bir biçimde kullanmaya mecburdur? (Dikkat edin “Kullanmalıdır” tabirini kullanmıyorum. “Mecburdur” diyorum.)

Çünkü;

-Bu ilişki onların varlıklarını ve amaçlarını topluma duyurmalarının ve kamuoyu oluşturmalarının en önemli aracı olacak.
-Bireyler böylelikle sivil toplum örgütleri üzerinden devlete, şirketlere ve yerel yönetimlere görüşlerini ve isteklerini çok daha verimli ve etkin bir şekilde ulaştırabilecek.

Sosyal medya bir iletişim mecrası olarak aslında hala yeni. Bu mecranın gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri olan “kamuoyu oluşumu”. Buna en somut biçimde ihtiyaç duyan ise sivil toplum kuruluşları.

Doğal olarak batıda öncelikle onlar bu alana yoğun ilgi gösterdiler.

STK’lar yerel, ulusal veya uluslararası düzeylerde insana dair önemli meseleleri ele alan yapılar. Sosyal medyanın en etkili ve iyi kullanıcıları olan bazı sivil toplum kuruluşları yani NGO’lar. Dünya genelinde bu alanda çok büyük ve başarılı işlere imza atıyorlar. Başarılı bir örnek olarak Amerikalı “Charity Water” adlı sivil toplum örgütünün Youtube ve kendi siteleri üzerinden başlattıkları kampanyanın videosunu izleyelim;

YouTube Preview Image

Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının büyük bir bölümü henüz başlangıç aşamasında. Kamuoyunun gücünü etkin bir biçimde arkalarına alabilmek için ellerine geçen bu yeni iletişim kanalını henüz yeterince verimli kullanamıyorlar. Yine pek çoğu bu alanda henüz bilgili değil. Yetişmiş personele ve iş gücü desteğine sahip değiller. Gönüllülere sahipler ama bu gücün etkinliğini sosyal medya aracılığı ile katlayarak arttırmaya henüz başlamadılar. Bir bölümü ise bu paradigma değişimini kavradı. Anlamaya başladılar ve bu alana ilgilerini yükseltiyorlar. (Örn. AÇEV, İKSV gibi)

Sizlerle paylaşacaklarım aslında bu amaçla bize bu yeni denizlere yol gösteren işaretler olacak. Bu işaretlerin pek çoğu günümüz batı Dünyasında ve Uzak doğuda keşfediliyor. Bu alanda bilgi, uzmanlık ve külliyat henüz oluşuyor. İyi anlamamız çok önemli.

Ve onu anlamak için önce kendimizi, çevremizi ve ihtiyaçlarımızı anlamamız gerekiyor.

Sivil Toplum kuruluşlarının hizmet ettikleri alanlarda ortaya koyacakları stratejilere ışık tutmak amacıyla tüm dünyada yapılan örnek işleri, başarılı stratejileri paylaşacağım. Uzman görüş ve önerilerini sizlere sunacağım. Kısacası bu alana ilgi duyanlara küçükte olsa bir katkı sağlamaya çalışacağım.

Burada “Birey, toplum ve sivil toplum kuruluşu sosyal medyayı nasıl daha etkin biçimde kullanabilir?” sorusunun cevabını arayacağız. Bulduğumuz cevapları, örnek uygulamaları sizinle paylaşacağız.

Bizi daha güçlü kılacak olan şey “doğru örnekler” üzerine tartışabilmektir.

Medya organları, sanat çevreleri, sivil toplum kuruluşları ne gibi stratejiler kullanıyor? Bunların etkinlik dereceleri ve elde ettikleri sonuçlar nelerdir? Dönem dönem bu konuları ele alacağım.

Hepimiz öğrenen ve öğretenleriz. Her konuya tam olarak hakim olamasak da bilgi seviyemizi birlikte yükseltebiliriz. Yükselen bilincimiz ve bilgi seviyemiz daha güzel yarınlar için bize ışık tutacaktır.


‘Markalar’ Neden Blog Kullanmalı?

31 Ocak 2012

i love blog

Günümüzde geleneksel medya anlayışını yerle bir eden kaliteli içeriğe sahip bloglar markalara sunulan dijital iletişim planları içerisinde önemi yadsınamayacak bir konuma sahip.

Eğer ‘Marka’ tüketicisi ile sürekli etkileşim içinde olma, ürün ve hizmetini sunarak geri bildirim alma, tüketicinin gözünde daha güvenilir olma ile birlikte ağızdan ağıza pazarlamasını yapacak sadık müşteri kitlesi yaratma ve müşteri trafiği çekmek istiyorsa bloglar bu aşamada kullanılmasında öncelikli mecralardır.

Peki blog kullanımının sosyal medya iletişimi için önemi nedir?

Bloglar sayesinde markanın sürekli iletişim içinde olduğu önemli bir kitle yaratması mümkündür.

Günümüzde internet kullanan her iki kişiden birinin Facebook kullanıcısı olduğu ve başta Twitter olmak üzere diğer sosyal mecralarında önemli rakamlarda kullanıldığı gerçeği karşısında bu kişiler blogların içeriklerini direkt ya da dolaylı olarak bu sosyal mecralara aktaracak ve bu ortamlarda ”WOM” etkisi yaratacak potansiyele sahip içerikler adeta bir virüs misali yayılarak binlere, hatta milyonlara ulaşacaktır. Böylece insanların diğer araçlara nazaran daha güvenilir olduğu inancına sahip olduğu bloglar vasıtası ile markaya olan güvenleri artacaktır. Sosyal mecralar için içerik kaynağı olacak marka blogu arama motorlarında markanın daha üst sıralarda çıkmasını sağlayarak trafik çekecek ve hedef kitlesiyle etkileşime girmesi rakiplerine nazaran çok daha kolaylaşacaktır.

Peki Türkiye’de bloglar yeterince etkin mi? Yeterince kullanılıyor mu?

Blog açmak ve kullanmanın hemen hemen maliyetsiz olması sayesinde ülkemizde de blog kullanımı her ne kadar 2005 yılından sonra olsada kayda değer bir artış göstermiştir. 2005 yılının Mayıs ayında Google’ın Türkçe sayfalarında “blog” kelimesinin 65.400 kez aratıldığı istatistiği ile 2008′in aynı döneminde bu sayının 10 milyonun üzerinde olduğu gerçeği sanırım açık bir şekilde blogların Türkiye’deki gelişimini ortaya koymaktadır. Bütün bu verilere rağmen kişisel olarak blogları etkin kullanan birey ve marka sayısının henüz yeterli olduğunu söyleyemiyorum. Fakat diğer taraftan şu açık bir şekilde ortada; günümüzde kişilerin ve markaların blogların getirilerine olan inançları da hızla artmakta ve çeşitli ödül etkinlikleri ile ortaya kaliteli içeriklerin üretildiği blogların çıkması icin teşviklerin olması sektörün gittikçe daha da kuvvetleneceğini ve daha fazla etkin blog göreceğimizin işaretidir.

Peki siz bireysel olarak ya da markanız için blog kullanıyor musunuz? Blog kullanımına ilişkin düşünceniz nedir?
Paylaşın bizimle, Paylaşmak güzeldir :)


Twitter Neden Ergenlik-Lab’ı Oldu?

31 Ocak 2012

Teenage gençliğinin twitter kullanma oranlarının hızla arttığını siz de farkettiniz mi?

Ben bunu saçma sapan TT lerden rahatlıkla anlayabiliyorum. Tabiri caizse (caizdiirrr:)) twitter’ı bazen ergenlik labaratuarına çeviriyorlar.

Bunun nedenlerine bir bakayım dediğimde karşıma Pew Internet & American Life Project’in bir survey’i çıktı. Araştırmaya göre 2 yıl önce 12-17 yaş arası gençlerin twitter’i kullanma oranı % 8 iken şimdilerde iki katına çıkmış, %16 olmuş. Bu büyümenin yavaş ama istikrarlı bir şekilde devam edeceği beklentisi yüksek. Yine Amerika ölçeğinde yapılan bir araştırmada 18-29 yaş arası her 5 gençten biri de twitter kullanmaktaymış.

TR’de de rakamlar ve trendin bu yönde olduğunu gözlemliyorum.

Peki bu neden böyle?

Facebook kullanıcı sayısında dünya 5. olan ülkemizde, anne-babalar, halalar, teyzeler, amcalar da artık Facebook kullanmaktalar. Ve bu durum ergenlik çağındaki teen’lerimiz için hiç de iyi değil. sık sık evden, aile baskısından free arkadaş ortamlarına kaçan teen’ler bu defada çözümü facebooktan twitter’a kaçmakta buluyorlar. Zira twitter’ı henüz orta yaş için biraz yabancı. Facebook onlara daha eğlenceli ve yeterli geliyor. Twitter’da gençler isterlerse tweetlerini “protect” yaparak izinli kullanıcılara açık tweetler yazabiliyorlar. Twitter’da gençleri çeken şeyler arasında, yazışma, cevap verme, organize olmanın daha dinamik olması, direkt-dolaysız birisine cevap yazabilme, TT lere katılabilme, hashtag’ler, smart phone’larla kullanımının Facebook’a göre çok daha elverişli  ve cool olması. Bir çok ergenin sabah kalktığında yaptığı ilk şeyler arasında tweetlemek de var. Bu bağlamda Erol Köse de bir ergen olarak değerlendirilebilir.

Bir de sanırım ergenleri twitter’a çeken en önemli şeylerden birisi “takip edilmenin” dayanılmaz hafifliği. Follower sayısı neredeyse arkadaşlar ve toplum nazarında arasında bir statü sembolü. Sanırım twitter’da olan herkes için bu durum “matters”. Follower number Matters.  (bu konuyu gelecek yazılarda (klout) işlemeyi düşünüyorum sayın okuyucu. sen anladın onu)

**

Facebook halka arz edilme (IPO) yaşarken Twitter’ın büyüme rakamları da dikkat çekici. Benim tahminim, Facebook Y-Jenarasyonunu aktif bir şekilde tutamazsa Facebook’ta varolmanın kullanıcılara getirdiği psikolojik yük ve sorumluluklar Facebook’un geleceğini tehlikeye atabilir. Ben şahsen Facebook büyümesini çok sağlık bulmuyorum. IPO zaten bir çözülmenin habercisi gibi. Twitter’a gelince, mesele twitter değil aslında. Mesele Micro Blogging servisleri. Bu anlamda micro site ve projeleri geleceği parlak ve daha işlevsel.

***

Konuyu dağıtmadan toparlayalım:

Facebook’ta annenizle babanızla, halanızla amcanızla ve hatta hatta en önemlisi patronunuz ve iş arkadaşlarınızla Arkadaş olmadan önce iyi düşünün. Gerçi sen olmasan bile onlar olmak istiyorlar, arkadaşlık davetlerini kabul etsen bir türlü kabul etmesen bir türlü ..n’aparsın hayat böyle evlat.. Onun için genç dostum şöyle yapalım, bu Sosyal Medya var ya, gerçek hayatın ta kendisi. Hayatı sakın sanal ve gerçek diye ikiye ayırma. Hepsi gerçek.  Ona göre yaşa, yaz, paylaş, yorumla..  Hayat bütün ve tek. Bu bütünlüğü sosyal medyada yakalamaya dikkat et.

**

Konunun anne – baba’yı ilgilendiren yönünü gelecek yazılara bırakıyorum. Bu da çok kritik bir nokta.. Coming soon..

**

Twitter’da görüşürüz :)